Boşanma kelimesi, birçok insan için zor bir dönemi temsil ederken, bazıları için bu kelime hayatta kalma mücadelesinin bir simgesi haline geliyor. Son günlerde, aile içi şiddet kurbanı bir kadının trajik sonu kamuoyunun dikkatini çekti. Eşi tarafından yıllarca süren fiziksel ve psikolojik şiddete maruz kalan bu kadın, sonunda tahammül edemeyerek boşanma kararı aldı. Ancak ne yazık ki, aldığı bu karar, hayatını sonlandırmakla sonuçlandı. Bu olay, toplumun aile içi şiddet konusundaki duyarsızlığını bir kez daha gözler önüne seriyor ve bir kırılma noktası olmayı vaat ediyor.
Aile içi şiddet, fiziksel zararların ötesinde, ruhsal sağlık üzerinde de yıkıcı etkilere sahiptir. Şiddete maruz kalan kadınlar, yalnızca bedensel yaralanmalar değil, derin psikolojik travmalar da yaşarlar. Bu travmalar, özgüven kaybı, depresyon, anksiyete ve toplumdan soyutlanma gibi yaygın semptomlarla kendini gösterir. Kadın, döngüsel bir şiddet sarmalı içinde sürüklenirken, kendisini nesne gibi hissetmeye başlayabilir, bu da boşanma kararı almayı daha da zor hale getirir. Fakat dayanılmaz bir noktaya geldiğinde, bu kadınlar bir şeyleri değiştirme arzusuyla harekete geçebilirler. İşte bu noktada, alınan kararın ciddiyeti ve sonucunun ağırlığı ortaya çıkar.
Toplum olarak aile içi şiddete karşı sessiz kalmak, sürdürülen bu tür ilişkilerin artmasına yol açabiliyor. Bu trajik olayda da görüldüğü üzere, yaşanan şiddet hakkında konuşulmaması, kadınların yaşadığı zorlukları daha da derinleştiriyor. Maalesef, pek çok kişi maruz kaldıkları durumu gizleme eğiliminde. Etraflarındaki insanların gözünde daha 'güçlü' görünmek ya da damgalanma korkusu, kadınları sessiz kalmaya zorlayabiliyor. Ancak unutulmamalıdır ki, dayanışma, şiddet kurbanlarının güçlenmesine yardımcı olabilir. Alınması gereken toplumsal bir sorumluluk, şiddeti önceden tespit etmek ve mağdurlara destek olmaktır. Kadınların yaşadığı bu tür travmalar konusunda görünürlük ve farkındalık yaratmak, bir toplum olarak atmamız gereken en önemli adımlardan biridir.
Zorlu bir hayatı geride bırakan birçok kadın, boşanma kararı alırken yalnızca bir kapının kapandığını değil, yeni bir yaşamın başlangıcını düşünür. Ancak, yaşanan şiddet ve travmalar nedeniyle bu kararın kendisi oldukça tehlikeli olabilir. Aile içi şiddetin, bireylerin hayatında yarattığı etkiler kalıcıdır ve tedAVI edilmesi gereken bir yaradır. Uygulanan şiddet, yalnızca bedensel yaralar bırakmaz; ruhsal hasar da en az fiziksel yaralar kadar tehlikelidir. Aile içindeki şiddetin göz ardı edilmesi, hem bireylerin hem de toplumun sağlığını tehdit etmektedir.
Fakat bu olay, sadece bir hikaye değil; göz ardı edilemeyecek bir toplumsal gerçekliktir. Bizler, bu tür sorunları konuşmalı, farkındalığı artırmalıyız. Bir kadının hayatına son vermesi, toplumun bir parçası olarak hepimizin kaybıdır. Koparılan her bir hayat, aynı zamanda içinde yaşadığımız toplumu da yaralar. Bu durum, bir değişim ihtiyacı duygusunu derinleştirirken, kadınların desteklenmesi için gereken adımları atmamız gerektiğini gösteriyor. Aile içi şiddetle mücadele için eğitim programları ve destek merkezleri gibi yapısal çözüm önerileri geliştirilmelidir. Unutulmamalıdır ki, her birey, sevgi dolu bir yaşamı hak eder ve bu hakları için savaşmak gerekebilir.
Kadınlar toplumsal cinsiyet eşitliği mücadelesinde yalnız değildir. İşyerlerinde, okullarda ve sürdürdüğümüz sosyal hayatın her alanında onların yanında durmalıyız. Aile içi şiddetle mücadele yolunda yapılacak her bir adım, gelecekteki nesiller için daha güvenli bir toplum yaratma çabasıdır. Şiddet döngüsünü kırmak, yalnızca kurbanların değil, aynı zamanda toplumun kolektif sorumluluğudur. Bu nedenle, sesimizi yükseltmeli, farkındalığı artırmalı ve dayanışma içinde olmalıyız. Anlayış ve destekle, travmalarla dolu bir hayatı sona erdirip, yeni bir başlangıç yapmak mümkün olabilir. Sonuç olarak, boşanma kararı almak her ne kadar zor bir süreçse, bazen en doğru ve en cesur karardır.
Sesimizi yükseltmek, empati kurmak ve şiddeti kabul etmemek, hepimizin bireysel ve toplumsal sorumluluğudur. Unutmayalım ki, her geçen gün, sesini duyuramayan bir kadının yaşadığı zorlukların bir yansıması olabilir. Boşanma davası ile kapanan bir kapı, belki özgürlüğün ilk adımı olabilir. Sonuçta her bireyin, sevgi dolu ve huzurlu bir hayata duyduğu ihtiyaç her şeyden önemlidir.